More you might like
Küçüğüm, küçüğüm, küçüğüm…
Merhaba. nasıl geçti günün desem?
Gözlerin anlatıyor birkaç şey sanki. Ama onları dinlememeyi tercih ederim. Konuşturarak yormak istemiyorum seni. ama derler ki;
“Anlatınca rahatlıyor insan.”
Aslında biliyor musun, insan anlatınca rahatlamıyor. İçinde gizli tutarsan derine gömülür bazı şeyler. Açığa çıkarmanın anlamı kalmaz onları. O yüzden anlatma, gözlerine de bakmayacağım çünkü gözlerin pek güzel şeyler söylemiyor. Ben anlatayım? Anlatayım. Hüzünlü bir gündü aslında bugün, biliyorsun, Hafta sonu. Hep yoğun geçiyor. Hafta sonlarını her ne kadar seversem seveyim, yoğun oluyor. herkes evde, bir koşuşturmaca. Dışarı çıkmakta buldum ben de çareyi. Attım kendimi dışarı, koştum biraz, sonra oturdum bir kenara, orada bir aile gördüm. Tatlı bir küçük çocuk. Baktım ona. Mutluydu, gülüyordu, elinde bir pamuk şeker, ailesinin yanında. Sonrasında annesi ona bir şey söyledi. Çocuk bağırdı, çağırdı, elindeki pamuk şekeri yere attı.
“İnsanlar değer bilmiyor.” diye geçirdim içimden, bu yorumu doğrulayan birkaç tane de insan. Her neyse. Kalktı o aile çocuğun ısrarları üzerine.
-Daha doğrusu bağırışları, çağırışları üzerine. susturmak için diyebiliriz.-
Gittiler.
O sırada fark ettim, bir çocuk daha, öylece bakıyor ailenin gittiği banka. Üstü yırtık, gözleri dolu, elinde mendiller. Belli, sokakta yaşıyor. Sokaklar dostu olmuş sadece. Oradaki hayvanlar onu sıcak tutmuş yalnızca. Baktı öylece bir süre daha gözleri dolu. Sonra çocuğun arkasından baktı. Gözlerinden akan yaşlar yüzündeki kirleri silerek yanaklarından aktı biraz. Onun da içinden geçenler az da olsa benimki gibiydi sanki. İnsanların değer bilmiyor olması berbat bir şey. İnsanların ‘İyi ki’ diyebileceği onlarca şey varken bunları önemsememek bir yana, onları küçümsemesi, değer bilmemesi, berbat. Hâlbuki şükretmeyi, teşekkür etmeyi bilseler, değer bilseler, ellerindekilerin farkına varıp 'O bende yok. şu bende yok.’ diyerek mutsuz olmasalar, her şey çok daha iyi olabilirdi. Küçük çocuk bir anda buruk bir tebessüm yerleştirdi yüzüne. O an ne düşünüyordu acaba. Sence ne düşünüyordu? Bence kendini o çocuğun yerine koymuştu. bir ailesi olduğunu, mutlu olduğunu.
“Umutlu olduğunu.”
Ne kadar acı değil mi? Hayattan nefret edebiliyor insan bazen bu yüzden. Küçük bir çocuk, küçücük. Mutlu olduğunu hayal ederek gülümsüyor. O gülüşten daha acı bir şey var mı? Öyle mazlum bakıyordu ki etrafa. Ben de öylece duramayacağımı düşündüm ve ona bir pamuk şeker aldım, bir de eline biraz para verdim. Çok daha şey yapabilmek isterdim. Ama ben de o kadar zengin sayılmam ya. Dünyada yüzlerce böyle çocuk var. Oysaki biraz çaba göstersek bu çocukların mutlu olabilmesi için, daha güzel olabilirdi belki. Onları mutlu etmek çok, çok, çok güzel bir şey olurdu. Bir çocuğun yüzündeki gülümsemenin sebebi olduğunu bilmek ne kadar güzel bir şey değil mi? Evet, öyle. Fazla güzel. Bugün de bunu anladım işte. Bazı çocukların hayata 1-0 yenik başladığını. Hayır hayır, öyle garip garip bakma bana. 1-0 yenik başlayan kişi buruk tebessümlü çocuk değil. O pamuk şekeri yere atan hayata 1-0 başlayan. Belki ilerideki günlerde elindekilerinin kıymetini bilemeyecek o. Ama o çocuk var ya, buruk tebessümlü çocuk, tırnaklarıyla kazıya kazıya gelecek belki o çocuğun 5 dakikada ulaştığı yere. Bu da her zaman onu 1-0 önde yapar. Çaba, her zaman daha iyidir. Bir insanın elde etmek için çaba sarf etmediği şey, ne olursa olsun değersizdir. O çocuk, o çocuk kendini değerlendirirse çok güzel şeyler olacağına inanıyorum. O çocuk senin gibi küçüğüm. Elindekilerinin değerini her zaman bilecek.
belki şiir okuruz. ve biraz içeriz. yere düşerim kaldırsın, ağlarım sarılırsın. belki geçer. tek dal sigarayı birlikte içeriz. annemden gizlice içtiğim ilk sigara gibi, tek nefeslik. belki kaçarız, çocuklar gibi parkta salıncakta sallanırız. saatler geçer. gece olur. göğsümde uyuturum seni. ve biraz, biraz ağlarız. gözyaşlarından öperim. çiçeklerimiz olur. yüreğimizde ölen her çiçek için, yeşerir umuduyla sularız.
ya bir de insan o kadar anlaşılmamış ki kendini anlatmaktan da yorulmuş. kimse kimseyi tanımamış. kırgınlıkların temel sebebi bazen. o seni üzdü, şu seni kırdı, bu seni sevmedi. hiçbiri. o seni tanımadı. sen de canına ciğerine kadar tanıdığını savundun. tanıdığı halde falanları savundun. seni anladıklarına inandın. sen kendini anlatırken herkesin kafasında başka sesler var. seni dinliyorlar sandın. böyle böyle anlatmayı bıraktırdılar. burcun ne sorusunun hikayesini biliyorsun artık. kaç yaşındasın sorusunun hikayesini de. üzgünüm desen seni savunurlar elbette, onları tanımıyorlar. anlaşılmadın ve yalnızlık, yalnızım demek, birileri gelse de yalnızsın artık, gitse de yalnızsın.
Gökyüzünün ferahlatıcısı







